karga awdio

2016'dan eleğin üstünde kalanlar #1

Diziler

Önceki yıllardaki dizi değerlendirmelerimize buradan ulaşabilirsiniz: 2014, 2015

2016 yılında çok fazla etkileyici yeni yapım yoktu. Yenilerden seçtiklerimizi aşağıda okuyabilirsiniz. Ama 2. sezonlar açısından önemli bir yıldı. Öncelikle zaten kötü olması mümkün olmayan Better Call Saul, 2.’ye gerek yoktu dediğimiz ama bizi şaşırtan Bloodline ve iki yıllık bir aradan sonra geri gelen ve hemşerimiz diyebileceğimizi Tcheky Karyo’nun taşıdığı dedektiflik gerilimi The Missing bu sendromu atlatırken gayet iyi sınavlar verdiler. Ünleri bu dizilerden çok daha fazla olan Mr Robot ve Narcos için maalesef aynı şeyi söyleyemeyeceğiz. Mr Robot harika ilk sezonundan sonra yakaladığı popülariteyle ciddiyetini biraz kaybetti gibi. Ana karakterin reel/sürreel çatışmasından çıkarılan ucuz şaşırtmalar da pek yardımcı olmadı. Yan karakterler ise gene güçlü performanslar ve hikâyelere sahiptiler ama makul olan hepsinin birarada olabilmesiydi. Gene de 3. sezon da izlenir. Narcos ise Wagner Moura’nın müthiş performansını bir yana bırakırsak gereksiz bir sezon izlenimi verdi. İlk sezonu işin sonuna çok yakın bitirmeleri 2. sezonda çok daha kısa bir süre zarfını 10 bölüme açmaya çalışmalarını gerektirdi. Bu da bir hız sorunu yarattı tabii. Moura ne kadar iyiyse (kendisi de Escobar karakterini üzerinden atamadığını söylüyordu bir röportajında. Bu adamın Brezilyalı olduğunu ve dizi için İspanyolca öğrendiğini de hatırlatalım) güya onun kadar önemli bir yere sahip olması gereken Boyd Holbrook o kadar kötüydü. Öfkeliyi ve gergini oynama çabaları eğlenceliydi. 3 ve 4. sezonlarıyla devam edecek. Bakalım neler olacak?

Çok övdün, bu kadar övme diyenler oldu ama Louis CK’yi ve şahane işi Horace and Pete’i yazmadan olmazdı. Hiçbir şirkete gerek duymadan, kendi parasıyla kotardığı bu 10 bölümlük sit-com/tiyatro/stand up/sinema yapım yılın en haribici işiydi. Steve Buscemi, Edie Falco ve 80’lik Alan Alda’nın da kariyerlerinin en iyi performanslarından birini sahne olurken tek bölümlük Laurie Metcalf şovu televizyon tarihine geçebilecek kalitedeydi. Tema müziğini ve Paul Simon'ı da unutmayalım.

Hadi Westworld’ü de aradan çıkaralım. Şöhreti yaklaşık bir sene kadar öncesinden geldi. HBO, Jonathan Nolan, Anthony Hopkins, Ed Harris, bilimkurgu/western derken kıvama gelmiştik. HBO’nun sene başında 100 milyon dolarlık Vinyl’den ağzının yanması gene o ayar bütçelere çıkan Westworld’ün üstünde baskıyı arttırıyordu. Ortaya çıkan ise ufak tefek sorunları olan ama verilen gazı da karşılayan bir yapım oldu. Alt metnini yaratabilen ve seyirciden önde gitmesinin avantajıyla sürprizleri rahatça patlatan dizi, yer yer yavaşlıktan muzdaripti. Her-şeyi-bilen-Hopkins hali sürprizsizdi ama tam da onun rolüydü. Son şakası da gayet iyiydi zaten. Sinematografi, teknik işlerde falso yoktu.

Bu yıl komedinin büründüğü şekiller açısından da bereketli bir yıldı. Donald Glover’ın Atlanta ve Zach Galifianakis’in Louis CK (evet yine) ile beraber kotardığı Baskets yarım saatlik mizah açlığımızı dindiren işler oldular. Kendisi bu yıl Childish Gambino adıyla R&B listelerinde bir numaraya kadar çıkan bir albüm de yayınlayan Glover’ın Atlanta’sı ise siyah kültürden çıkan en taze ve farklı yapımlardan biri. Rap müzik pastasından paylarını almaya çalışan 30’lu yaşlarda 3 ot kafanın hikâyesi gayet iyi bir sinematografi, müzik ve düşük tonlu yerli yerinde oyunculuklarla süsleniyor. En iyi sezonunun da bu olmayacağına dair gayet ümitliyiz. Zach Galifianakis, The Hangover serisiyle popüler olsa da kendisinin çok köklü bir mizah yapma geçmişi var. Hollywood’da oynadığı “aptal”dan çok fazlasına sahip olduğunu biliyorduk. Baskets Amerika’da palyaçoluk yaparak geçinmeye çalışan orta yaşlı bir “kaybeden”in hayatına odaklanıyor. Galifianakis’in çok iyi bir palyaço olduğunu söylemeli. İkizini kendisi canlandırırken yapımın asıl bombası annesi rolündeki Louie Anderson. ‘80’li yıllarda iyi tanınan ve “erkek” bir stand up’çı olan Anderson tarihe geçecek bir karakterle görüyoruz. Bu her iki dizi de aslında genel-geçer mizahi beklentiye uygun değil. Ama kendiniz sadece gülmeye programlamazsanız bu mizahın yanında oldukça derinlikli ve gerçek insan hikâyeleri olduğunu da seçebiliyorsunuz

Yılın dikkat çekici işerlerinden biri de tek sezonluk olarak tasarlanan The Night Of’tu. Aslen James Gandolfini’nin projesi olan yapım onun oldukça zamansız vefatından sonra John Turturro’nun sahip çıkmasıyla gerçekleştirilebildi. Bir cinayet zanlısı ve onun “outsider” avukatının mücadelelerini konu alan yapım senaryosundan çok oyunculuklarıyla öne çıkıyordu. Başrolde Turturro ve yıldızı bu sene iyice parlayan Riz Ahmed çok iyilerdi. Onların yanında Bill Camp ve Jeannie Berlin de işin kalitesini yükselttiler. Biraz beylik hapishane muhabbetlerini bir kenara koyarsak prensipler, adalet ve hüküm konusunda hatırlanacak bir iş olarak kaldı hafızalarda.

Stephen King romanları çokça televizyon ve sinemaya uyarlanmış ve yüksek yüzdeyle başarılı sonuçlar çıkmamıştır ortaya. Yazarın 2011 tarihli kitabından Bridget Carpenter tarafından kotarılan 11.22.63 ise bunların arasında saygın bir yere konumlanıyor. Bir zaman yolculuğu ve Kennedy'i suikastten kurtarma operasyonu üzerinden gelişen 10 bölümlük yapım, ayakları yere basan ve King tekinsizliğini de tadında barındıran bir iş oldu. Hakkında ne düşüneceğimize çok da karar veremediğimiz James Franco'nun doğru performansını ve Chris Cooper, Sarah Gadon, George MacKay gibilerden oluşan yerinde kadroyu da saymalı.

Ve dahası:

BBC’nin hiçbir masraftan kaçınmadığı; Paul Dano, Jim Broadbent, Stephen Rea gibilerinin şenlendirdiği Tolstoy uyarlaması War and Peace, Ethan Suplee’nin harika bir karakter olduğu ve Hugh Laurie’nin de House’dan beri en iyi işi Chance, nostalji çılgınlığının* bir kolu olan ama iyi işçiliği bizi mutlu eden Voltron: The Legendary Defender, Rhys Ifans ve Richard Jenkins gibi uzun süredir keyifle takip ettiğimizi usta aktörlerin yükselttiği Bourne/Homeland karışımı Berlin Station da bahsini geçirmek istediğimiz yapımlar.

Son olarak 2016’nın Mart’ında 66 yaşında aramızdan ayrılan Garry Shandling’e de selam çakalım. 1990’lardaki dizisi The Larry Sanders Show, Seinfeld ile Curb Your Enthusiasm arasındaki kayıp halkaydı.

*South Park’ın bu seneki 20. sezonu bu konuya member berries’le değindi. Dizinin tarihinin en gırgır karakterlerindendiler.

Utkan Çınar / 20.12.2016



GERİ