karga awdio

Gri Perde 04: Belladonna Of Sadness

Jeanne ve Jean güzel, iyi huylu ve yaşadıkları köyde sevilen iki gençtir.

哀しみのベラドンナ (Kanashimi No Beradon'na - Belladonna Of Sadness)

(Eiichi Yamamoto Japonya 1973)

“Can ile Canan”

[Dikkat! Bolca detay içerir.]

Jeanne ve Jean güzel, iyi huylu ve yaşadıkları köyde sevilen iki gençtir. Evlendikleri gün Jean’den istenen evlilik vergisine güçleri yetmez. Karşılığında Jeanne korkunç bir bedel* ödeme zorunda kalır. Genç kadın düğün gecesi, evinde küçük, sevimli cinimsi bir varlık ile tanışır. Jeanne, dokuduğu kumaşları, diğer köylülerin aksine, kazançlı bir şekilde satar ve durumlarını iyileştirir. Jean ise Baron tarafından vergi toplayıcılığına atanır. Savaş dönemi olması nedeniyle Jean vergi toplamakta zorlanır ve cezalandırılır. Erkeklerin çoğunun savaşa gittiği dönemde Jeanne vergi konusuna müdahil olur. Köylülere sağladığı kolaylıklar, halkın kendisine duyduğu saygıyı olduğu kadar dedikoduları da arttırır ve yönetimin tepkisini çeker. Erkeklerin savaştan dönmesi ile duyulan tepki daha da artar. Cadılıkla suçlanan Jeanne’e Jean de yüz çevirir. Perişan bir halde kaçmayı başarabilen Jeanne şeytan ile karşılaşır. Yaşadığı hayal kırıklığı ve öfke Jeanne’in ruhunu teslim etmesiyle sonuçlanır. Karşılığında cehennem azabı beklerken doğanın güzelliğini bulur. Diğer tarafta, başlayan kara veba insanları kırmaktadır. Şans eseri, bir hasta Jeanne ile karşılaşır ve iyileşir. Jeanne’nin bu sefer bir şifacı olarak ününün yayılması Baronu ve tebasını tedirgin eder…

“ベラドンナ (Beradon'na – Güzel kadın)”

Osamu Tezuka. 700’den fazla Manga’nın, onlarca Anime’nin yaratıcısı. Çoğunlukla çocuklar için çalışmış, Astroboy’un (鉄腕アトム - Tetsuwan Atomu) babası. Osamu Tezuka’nın firması Mushi, 60’ların sonunda, özellikle ilk dalga Pinku Eiga’ların (Japon erotik filmleri) etkisiyle Animerama (アニメラマ) olarak adlandırılacak bir üçlemeyi başlatır. Osamu Tezuka ve Eiichi Yamamato ortaklığında, klasik anime ile batı tarzının modern tasarım ve avant-garde birleşimiyle görselleştiği bu filmlerin ilki olan 千夜一夜物語 (Senya Ichiya Monogatari – Binbir Gece Masalları, 1969) oldukça ses getirir. Erotik ve eğlenceli seri クレオパトラ (Kureopatora – Kleropatra, 1970) ile devam eder. Ama ilk filmin aksine çok da olumlu tepki alınmaz. Eiichi Yamamato’nun tek başına yönetmenliğini yaptığı (Tezuka yapım aşamasında Mushi’den ayrılır) üçüncü ve son film olan Kanashimi No Beradon'na ise Jules Michelet’in La Sorcière* isimli kitabından uyarlanır. İlk gösterimi, aynı zamanda Altın Ayı’ya aday olduğu 23. Berlin Film festivalinde yapılır. Birkaç gün sonra da anavatanında gösterime girer. Diğer iki filme göre daha ciddi ve deneysel olan filmin aldığı tepkiler genelde kötüdür. Mushi de kısa süre sonra iflasını ilan eder. Filmin, antraktlarda gösterilmek üzere sonradan Daido Moriyama tarafından gerçek insanlarla çekilen erotik içerikli sahneler bulunan hali kısıtlı sayıda sinemalarda gösterilir. Japonya’da 1979’da yapılan yeniden gösterimlerde genç kadın seyirciler hedeflenir ve rahatsız edici 8 dakikalık kesinti yapılır. Ayrıca filmin tam/son halinde bulunan Delacroix portreli final ilk olarak bu gösterimlerde kullanılır. Ne yazık ki bu girişim de başarısızlıkla sonuçlanır.

2015’de Amerikan firması Cinelicious Pics tarafından zorlukla elde edilen orijinal kayıtlar ile film restore edilir. 4k teknolojisi kullanılan bu süreçte 8 dakikalık eksik sahneler de temizlenerek filme eklenir. Amerika’da ilk kez, yani filmin doğumundan 42 yıl sonra, 2015 Austin Fantastik Film Festivali’nde gösterilir. (Daido Moriyama’nın sonradan çektiği ek sahneler filmin sanatsal bütünlüğünü bozduğu için restore edilmiş haline eklenmemiş.)

“あくま! (Akuma! – Şeytan!)”

Anime’lerin ününün Japonya’yı aşıp yeni fanatiklerini yaratmış olması yeni bir durum değil. Daha “Nerd kültürünün” ticari ve popülerlik anlamında en kazançlı hedef olduğu günümüze gelmeden Anime ve Manga’lar çoktan bir alt kültür olmuş durumdaydı. Fakat bu ortamda bile, ciddi meraklıları dışında Beradon'na rahatça tüketilecek bir ürün değil. Kameranın üzerinde dolaştığı tarot kartı tarzı tasarımları, eskiz ile stilize arasında giden çizimleri, sınırlı animasyonu, deneysel yapısı ve tabii ki yaşı (!) nedeni ile taze beyinlerin üzerine atlamak isteyeceği bir film olmayabilir. Anime’lerde rahatlıkla karşılaşabileceğimiz şiddet ve cinsellik ilişkisi bu filmde de var. Ama istismar edici olmaktan uzak. Örneğin, Jeanne’nin tecavüze uğradığı o kısa bölümdeki vuruculuğu, görsel acıyı başka bir yerde yakalamak çok zor. Jeanne’nin içindeki karanlığı/öfkeyi kabul ettiği (aslında cinsel özgürlüğüne ulaştığı), veya güzelavrat otu* (belladonna) ile köylülerin tedavi olduğu (cinsel devrim yaşadığı orji) gibi bölümlerde ise deneysellik tam anlamıyla baş döndürücü bir hale geliyor. Bu bölümleri epilepsi rahatsızlığı olanların izlememesinde fayda var.

Animerama’nın ilk iki filminin müzikleri Isao Tomita’ya ait. Beradon'na’nın müzikleri ise avant-garde caz sanatçısı Masahiko Satoh tarafından hazırlanmış. Şarkıların sözünü yazıp söyleyen, ayrıca anlatıcı rolünü üstlenen ise, Satoh’nun o dönemki eşi Chinatsu Nakayama. Folk, progresif, avant-garde ve psychedelic içerikli müziklerin filme katkısı çok büyük. Finders Keepers firması tarafından filmin müziklerinin yeniden basımının yapıldığını da ekleyelim. Filmin jeneriğinde yer alan içli ve dokunaklı tema şarkısının ülkemizde keşfedilip “aranjmanının” yapılmamış olması ilginç. (Filmin yeni kırılabilmiş bahtsızlığı düşünülürse, ilginç değil aslında.) Yapılmış olsaydı, şahsi fikrim, en çok Hümeyra’ya yakışırdı.

Not *1: İlk Gece Hakkı (Lat. Ius Primae Noctis, Fr. Droit Du Seigneur): Ortaçağda, evlenecek genç kızların ilk cinsel ilişkilerini yaşadıkları yerin efendisi ile yaşamaları. Pek çok tarihçi tarafından gerçekliği tartışmalı bulunan bu kavram, sadece Avrupa değil, kimi Asya ve Afrika kültürlerinde de geçmekte.

Not *2: Jules Michelet’in cadıların kökenini, yaşam tarzını ve korkunç mahkemelerini anlattığı La Sorcière (Satanism & Witchcraft), ilk olarak 1862’de basılmış. Bir tavır olarak cadılığa sempatiyle yaklaşılan kitapta, cadılığın ortaçağdaki baskıcı feodal yapıya ve Katolik Kilisesine karşı kadınların öncülük ettiği bir isyan aracı olduğunu anlatıyor. Filmin finalindeki isyan göndermesi gibi.

Not *3: Filme ismini veren Belladonna (Lat. Atropa Belladonna), bizde “Güzelavrat Otu” olarak da bilinen bir çiçek. Latince adından da belli olacağı gibi halüsinatif etkili bir zehire sahip olan bu zorlu bitki, tatlı yemişleri sayesinde hayvanların dikkatini çekmekte, bu sayede de tohumlarını dağıtarak üreyebilmektedir.

Anıl Seçkin // Mart 2017



GERİ