karga awdio

Gri Perde 03: The Greasy Strangler

İlle de bir şeylere benzetmeli derseniz... John Waters, Quentin Dupieux, Troma, Adult Swim, Napoleon Dynamite vb. mikserde karıştırın

"Bullshit artist!"

The Greasy Strangler
(Jim Hosking // ABD // 2016)
 
Birlikte yaşayan baba-oğul, Ronnie (Michael St. Michaels) ve Brayden (Sky Elobar), günlerini turistlere şehirde disko turları yaparak geçirirler. Pasif, babasının "güçlü" karakteri altında ezilen Braydon, disko turlarından birinde tanıştığı Janet (Elizabeth De Razzo) ile ilişkiye başlar. Bu durum baba-oğulun ilişkilerine yansır. Bu arada, bölgede "yağlı" bir katil cinayetler işlemektedir...
 
İlk gösterimi Sundance festivalinde yapılan The Greasy Strangler, Jim Hosking'in ilk uzun metraj filmi. Televizyon ve kısa metrajları dışında en bilinen işi ABCs Of Death 2'de (2014) yer alan G Is For Grandad. Filmin yapımcıları arasında Ben Wheatley ve Elijah Wood'un da bulunduğu film Sundance'in en çok konuşulan flmlerinden biri olmuştu.
 
Sosyal medya sayesinde, örneğin bir 10 yıl önceye göre daha çok "böylesi görülmedi", "en..., en..., hatta daha da en..." tarzında pompalamalarla karşılaşıyoruz. Çoğunlukla da, büyük iş, küçük iş fark etmez, oluşturulan beklentileri karşılayacak film sayısı çok az oluyor. Bu açıdan bakarsak, The Greasy Strangler tam da abartıldığı gibi bir film denilebilir. Kalabalık olarak izlerken yanınızdakilere, tek başınıza izlerken hayali kameraya birkaç dakikada bir kafanızı çevirip "O neydi öyle?" diyeceğiniz, sıkça da "ha!", "ığğ" hatta "off" sesleri çıkaracağınız bir film. Şanslı azınlıktaysanız kıkırdamaları yanınıza kâr sayın.
 
İlle de bir şeylere benzetmeli derseniz... John Waters, Quentin Dupieux, Troma, Adult Swim, Napoleon Dynamite vb. mikserde karıştırın, "indie" havasını, "iğrenti" dozunu arttırın ve... Voilà! Yaptığım tanım sizi yanıltmasın, karşımızda özenti veya yama işi değil, kısmen de olsa kendine has denilebilinecek bir film var. Kendi adıma, filmin bir ara dağıldığını düşünsem de, derdinin bu olmadığını hesaba katarsak, çok da önemi kalmıyor. Ayrıca, sadece sıra dışılığın ve alternatifliğin değil, dağınıklığın, pejmürdeliğin, tarzsızlığın, çirkinliğin bile açıkça kurallı olduğu ("dünya güzeli kızlar çirkin surat ifadesi takınarak güzellik kavramını yıkıyoooor"... tabii yerseniz) bu zamanlarda pek çok (çok çok) seyircinin "Ay ne tiksinç" diyecekleri insanları "Ay ne vıcık" durumlarda görmek, "aptal aptal" espirilere (uzuuun "patates" muhabbeti) istemsizce kıkırdamak "kimilerine" detoks etkisi yapabilir.
 
John Waters'ın ilk dönem işlerini ve Lloyd Kaufman'ın (Troma) bazı filmlerini daha samimi, daha bir tavırlı bulsam da (insanın yaşlandıkça daha duygusallaşması prensibi), veya bazı sahneler cidden katlanılmaz gelse de -ki amaç da bu ("Hootie tootie, disco cutie!" gibi), bu durum The Greasy Strangler'ın şaşırtıcılığını azaltmıyor. İyi mi, kötü mü, o kısım size kalmış. Hazırlanan yüzlerce listelerde hem en iyiler hem de en kötüler listesinde görebilirsiniz. Ama doğrusu, bunun bir önemi de yok. Ama yeni bir kült film olduğu kesin.
 
The Greasy Strangler, yöresel, ülkesel ve küresel anlamda muhafazakârlıktan, politik doğruculuktan ve şekilcilikten gına gelmişlere, yemek saatleri dışında izlemelerini tavsiye edeciğim bir dayanıklılık testi.
 
Kusmak hayat kurtarır...
 
 
Anıl Seçkin // Şubat 2017


GERİ