karga awdio

Kabinde 2016 - tai fu

Bu yıl kabinde neler döndürmüşler ilk tai fu (Tayfun Polat) cevaplıyor.

Karga kabininin demirbaşları bu yıl en çok ne çalmışlar acaba diye sormaya tai fu’dan başlıyoruz.

Bu yıl listem uzun, içim rahat. Daha çok müzik meraklısına, daha keyifli çaldım. Karışık liste daha çok “Out of Concept” setlerimi hatırlatıyor. Ama yıl boyu en çok psikodelik müzikler dinleyip hatta bu yıl “Sayko Soup” isimli yeni bir sete bile başladım. Bu yıl en çok bunları çaldım.

Iska Dhaaf – “Invisible Cities”

Seattle’lı ikilinin ilk albümü Even the Sun Will Burn’e daha teşneyim. Ama bu yıl çıkan ikinci albüm The Wanting Creature’dan gelen ve aslında grubu keşfetmemi sağlayan ilk single “Invisible Cities” her çaldığımda gaza ve kendime getirdi beni. Ayrıca canlı performanslarını izleyince iki kişiden nasıl böyle sound çıkar sorusu da can yakıyor. Çalamadan olan genç müzisyenler izlesin de kendine gelsin diyesim geldi.

King Gizzard & The Lizard Wizard – “People Vultures”

Son yılların en üretken grubu herhalde onlar. 6 yılda 8 albüm, 2 EP ve hep yeni şarkılar. Elbette Avustralya’dan, elbette dibine kadar psikodelik. Nonagon Infinity’nin bu vurucu şarkısını çok çaldım ama enteresandır, Kasım’da gelen “Rattlesnake” de iki ayda yetişti “People Vultures”a. Akbabalar’da giriştikleri makamsal durum, çıngıraklı yılanda iyice artıyor. 2017’nin iyi bir yıl olacağı Ocak ayında çıkacak yeni King Gizzard & The Lizard Wizard albümünden belli oldu bile.

The Ex – “That’s Not A Virus”

Her şey Necati (Tüfenk) yüzünden. Şubat’ta The Ex’i İstanbul’a getirdi. Konsere hazırlık için YouTube’da performans videosu aranırken 2015 Hors Pistes Festivali performansına rastladı birisi. O ona izletti, bu diğerine izletti ve ben bu fenomen performansa kitlendim kaldım. Albüm versiyonunu değil hatta, YouTube’dan rip’lediğim bu versiyonunu çaldım, çaldım, çaldım... Ha, bi de, konsere gidemedim.

Orchestra of Spheres – “Mind Over Might”

Bunu da Taner (Yücel) buldu çıkarttı galiba. Zaten böyle freak gruplar uzmanlık alanıdır. 2016 yılıyla ilgili tek pişmanlığım Orchestra of Spheres’i canlı izleyememek. Ne alakaysa Chill Out Festivali’ne geldiler. Parçanın orijinalini çaldım hep ama nasıl acayip bir grup olduklarını anlamanız için bizi bizden alan ve tanışmamıza vesile olan canlı performans versiyonunu paylaşayım burada.

Boss Moxy – “Song of Joan”

Bu tamamen benim keşfim. Çala çala bitiremedim, sadece Bandcamp’te albümleri olan, tabii ki yine Avustralyalı bir grup. Üflemeliler ve bas tonundan ders alır birileri diye umuyorum hâlâ. Biri çıkıp “Yaw Boss Moxi diye bir grup var...” diyene kadar da çalacağım.

Oum Shatt – “Power to the Women of the Morning Shift”

Efendim bunu da Tuğçe Yapıcı keşfetti. Başımıza kaka kaka ezberletti. Şaka şaka, bir kez dinleyince tutuluyor zaten insan. Almanya’dan psikodelik bu sefer de.

Yüzyüzeyken Konuşuruz – “Canavar”

Kaan (Boşnak) heyecanla yeni şarkı diye tek gitar solo versiyonunu ve sonra Babylon performansı versiyonunu yollamıştı, ordan beri çalıyorum. Sonra hadise çıktı. Video yayınlandı, kaldırıldı, olaylar büyüdü, şimdi sakinleşti, aklın yolu bulundu vesaire... Grubun şimdilik en iyi şarkısının hakkını teslim edelim. Bu yıl en çok çaldığım yerli şarkıdır “Canavar”.

Büyük Ev Ablukada – “Hayaletler”

Benim bünyemde yılın en heyecan verici hamlesi BEA’nın Fırtınayt şekliydi. İki kez izleme şansım oldu. İlkinde tutuk, ikincisinde harikalardı. Albüm Şubat gibi gelecekmiş. Büyük beklentim var. Sadece “Hayaletler” değil, önden paylaştıkları üç parça da çok çok iyi. Ama ben niyeyse en çok bunu çaldım.

Elektro Hafız – “John Dere”

Fairuz Derin Bulut’tan tanıdığımız Kerem Demir’in ilk solosu bu yıl en çok dinlediğim albümlerden. Bir de albümdeki parçaların dubmix’lerinin yer aldığı versiyonu var. Bir onu, bir onu dinledim durdum. “John Dere” ve “Gitara Nossa Bova” favorilerim. Ama bunu daha çok çaldım.

Public Service Broadcasting – “Gagarin”

PSB’in ikinci albümü The Race Run’ı geç fark etmemden sebep, bu yıl içini dışını çıkarttım. Londralı ikili krautrock ve dance-punk gibi iki favori müzik türümü harmanlayınca kendimi buldum.

Ayyuka – “Tek Teker”

Geçen yıl sömürmüşlüğüm çoktur Sömestr albümünü. Bu yıl niyeyse “Tek Teker”e kitlendim. Sadece bu şarkı ama. Çaldıkça daha çok sevip bir daha kabine girişte yine çaldım. Tabii yine psikodelik.

Chassol – “Reich & Darwin”

Ozan (Murat) Paris’te bir plak dükkânına girer ve adama “Şaşırt beni,” der. Elinde bir tomar plakla da memlekete döner. Sonra biz oturur evinde bu plakları dinleriz. Diğerlerini pek hatırlamıyorum ama Chassol beni bayağı şaşırtır. Hikâye böyle. O gece Indiamore albümünü dinledik. Sonra ben abinin peşine düştüm, ne var ne yok indirdim. Klipten de etkilendiğimden en çok bunu çaldım kabinde.

Aga B – “La N’olur”

Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da en iyi yerli hip hop albümü Angara’dan geldi. Bana göre tabii. Bu yıl yerli hip hop’a özel ilgi gösterip çok da çaldım kabinde. Ama Aga B başka. Bi “Şaka Şaka” bir de “La N’olur”, mutlaka hip hop bölümlerine girdiler setlerin. Ayrıca klibe gel.

Jagwar Ma – “O B 1”

İlk albümlerinden beri sevişiyoruz. İkinci albümleri Every Now & Then, fikrimce yılın en iyileri arasında. Albümün zirvesi de “O B 1”.

Buttering Trio – “Felafel”

Bu grubu da Gülbaba sayesinde keşfettik. Sound Ports Festivali kapsamında kargART’da çalmaları için önerdiler de tanıdık kendilerini. Çok da iyi çalmışlar. Ben İstanbul’da değildim. Ama sahiplendim, sevdim, belki de sevdirdim çala çala. Şarkının Boiler Room versiyonunu da merak ediniz ve merakınızı gideriniz.

Tayfun Polat, 29.12.2016



GERİ