karga awdio

2016'dan eleğin üstünde kalanlar #2

Gözden kaçırmış olabileceğiniz filmler

Önceki yıllardaki film ve belgesel değerlendirmelerine buralardan ulaşabilirsiniz: 2014, 2015

 

Hunt for the Wilderpeople:

Taika Waititi’nin adını Yeni Zelanda’nın komedi şaheseri Flight of The Conchords’a attığı destekle duymuştuk ilk. Daha sonra What We Do in The Shadows? isimli ve vampirlerin, zombilerin günlük yaşamlarını konu alan BBG-vari komediyle dünya çapında tanındı. 2016’daki çıkardığı Hunt For the Wilderpeople gene benzer damardan ama o tüm Yen Zelanda garipliğini barındıran çok keyifli bir yapımdı. Koruyucu aileleri gezip duran Maori yerlisi bir çocuğun son geldiği evin huysuz ihtiyarı ile yaşadığı maceraları Wes Anderson’ı andıran hatta çizgi film tadında kotardığı film ayrıca Yeni Zelanda’nın doğal güzelliğini de gözler önüne seriyordu. Sam Neill ve küçük bir rolde olsa da Rhys Darby harikaydı. Ama asıl alkış 14 yaşında harikalar yaratan Julian Dennison’a gidiyor.

 

Certain Women:

Kelly Reichardt’ı 10 senedir keyfile takip ediyoruz. Son fimi Certain Women onun en güçlü yanlarını yine beyazperdeye yansıtmakta zorlanmadığı iyi biri filmdi. Montana’dan 4 farklı kadının hikâyesini konu alan yapımda Reichardt Avrupai yeni gerçekçiliği ve indie yaklaşımı arasındaki dengeyi iyi tutturuyordu. (Reichardt’ı kargamecmuanın Aralık 2016 sayısında daha geniş incelemiştik, buradan ulaşabilirsiniz.)

 

The Childhood of a Leader:

28 yaşındasınız. Aktörlük kariyerinizde Lars Von Trier, Michael Haneke gibi efsane isimlerle çalışmışsınız. İlk filminizi çekiyorsunuz ve Scott Walker sizin müziklerinizi yapıyor. Arizona’lı Brady Corbet şimdiden oldukça önemli bir kariyere sahip oldu. İlk filmi The Childhood of a Leader, adından anlaşılacağı üzere faşist bir liderin çocukluğundan kısa kesitler sunuyor bize. Güç deliliği ve acımasızlığın geçmişi üzerine oldukça etkileyici bir yapıt. Evet birtakım ilk film aksaklıkları vardı ama böyle bir konuya cesaret etmek zaten başlı başına bir olay. Bresson, Kubrick gibi referansları bulabileceğiniz filmin harika müziklerini de anlatmaya gerek yok. Corbet çıtasını yükseğe koydu.

 

Midnight Special:

Jeff Nichols’ü de çok övdük bu aralar. 2016’da iki filmle (diğeri Loving) karşımıza çıkan yetenekli Amerikalı yönetmenin bu bilim kurgu denemesi tam ona yakışır cinstendi. Midnight Special gibi sürekli durum bilgisi verilmediği, olayların açıklanmaya çalışılmadığı bir bilimkurgu izlemek gerçekten büyük keyif. Nichols’ün geçmişe saygı duyan tasarımları (bir gıdım fazla nostaljikti belki), Michael Shannon, Kirsten Dunst, Joel Edgerton gibi istim üzerinde oyuncuların da iyi performanslarıyla bilim kurgu janrında özel bir yere sahip olacak. Daha ayrıntılı bir Jeff Nichols yazısını burada bulabilirsiniz.

 

10 Cloverfield Lane:

Yalan yok, böyle Abrams, bilimkurgu gerilim vs deyince biraz şüpheyle bakarız olaya. Gene de Abrams’in prodüktörlüğünde gerçekleşen Dan Trachtenberg’in ilk filmi olan 10 Cloverfield Lane eli yüzü düzgün bir yapımdı. Çoğunu tek mekânda, Mary Elizabeth Winstead (Fargo’nun 3. sezonunda da izleyeceğiz onu) ve döktüren John Goodman’ın arasında geçen film bir gerilimden beklediğiniz her şeyi veriyordu size.

 

Green Room:

Jeremy Saulnier’nin ilk filmi Blue Ruin’i çok sevmiştik. İkinci işi Green Room da aynı tattan devam ediyor ve gene gayet başarılı. Dazlakların takıldığı bir kulüpte çalmaya giden genç bir punk grubu ve orada yaşadıkları alıkonma durumu gerçekçi bir gerilimden beklediğiniz her şeye sahipti. Patrick Stewart’ın da şenlendirdiği yapım gayet harbici müzik seçimleriyle de ne yaptığını bilen bir yönetmenle karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyordu. Tabii maalesef filmin başrol oyuncusu, 27 yaşındaki Anton Yelchin’in (bkz. ana resim) yazın görünmez bir kaza ile aramızdan ayrılması oldukça buruk bir tat bıraktı ağzımızda.

 

Utkan Çınar / 27.12.2016



GERİ