karga awdio

Gel Bir Sarılayım Sana Pedro'm

İyi ki doğmuşsun Almodovar

Erken gençlikte başka hayatlar ya da tercihler olabileceğini, biz normal ve ideal insanların diğerlerinden daha üstün olmadığımızı daha da mühimi “öteki” dediğimiz kesimi nasıl da görmezden gelip kendimizi “ahlaklı insanlarız” illüzyonuna kaptırdığımızı öğreten bir iki isim var. Buralarda Zeki Müren ve Bülent Ersoy popüler kimlikleri sayesinde algıları açmaya çalışırken bizlerin alt yapısında John Waters gibi bambaşka bir adam derin kuyular kazıyordu. Öteki dediğimiz tayfanın sadece LGBTİ kesim olduğunu sanırken bir de baktık ki sokakta yaşayanlar, bağımlılar, fahişeler, şizofreniden bipolarına sıkıntılı bilinçler, punk’lar, metalciler, hiphop’çılar ve hatta acid house tayfası ve emolar diye uzadıkça giden bir liste karşımıza çıkıyor. Rahatlayıp birlikteliği öğrenmemiz gerekirken her geçen gün bir başka kişiyi ya da kişileri faşist filtremizden geçirmeye çalışıyoruz.

Tüm bunların ve yukarıdaki isimlerin yanında bir kişi var ki yazdığı, çaldığı ve yönettikleri ile beni omuzlarımdan bir güzel sarsmıştı. Pedro Almodovar’ın “Patty Diphusa Hikayeleri”ni (Parantez Yayınları) ilk okuduğumda ben de Anais Nin etkisi bıraktığını çok net hatırlıyorum. Bir erkeğin aslında ne kadar kolay bir kadın, bir kadının ise zaten hep erkek olduğunu idrak ettirmesi ile kafamdaki onlarca can sıkıcı soruyu da cevaplamıştı.
 
Filmlerinde ve yaptığı müziklerde bile herkesin dışarıya attığı bir hayatın normalliğini, özgürlüğünü ve hep ama hep kadın olmanın güzelliğini vererek hep mutlu etti.
 
Bugün kendisinin doğumgünü imiş. Sevgili Pedro’nun yanaklarından öpüp teşekkür ediyorum.
 
 
 
 

Murat Mrt Seçkin // Eylül 2016



GERİ