karga awdio

Yorum: Love & Mercy

Bill Pohlad'in Brian Wilson biopik’i işini iyi yapıyor

Ben de çoğumuz gibi The Beach Boys’un değil The Beatles’ın müzikleriyle büyüdüm. Açık Gazete’nin theremin'li cingılından bildiğiniz "Good Vibrations" uzun yıllar bildiğim tek The Beach Boys şarkısıydı. Daha sonra müzikle daha haşır neşir olmaya başladığımda Sgt. Pepper’s Lonely Hearts Club Band kadar Pet Sounds’un da ‘60’ların en iyi albümlerinden biri olduğu lafını duymaya başladım. Dinlemiştim ama sonuç değişmemişti. Hâlâ The Beatles bence daha iyiydi. Ama Brian Wilson’un müthiş fikirlere sahip bir müzisyen olduğu hakkını da teslim etmek lazımdı. Ayrıca Pet Sounds’u yaratırkenki ruh hali, hayatının sonrasında geçtiği yollar hep ilginç gelmişti. 25 yıl aradan sonra 2. filmini çeken Bill Pohlad’ın heyecanla beklediğimiz Brian Wilson biopik’i Love & Mercy bu egzantrik Amerikalının hayatını anlatma işini gayet iyi bir oyuncu seçimi ve müziklerle iyi yapıyor

Öncelikle eksiklikten girelim. Aslında belki dizi çağında yaşadığımız için her filmde aynı şeyi hissedebiliyoruz. Film, Wilson’un yaşamından sadece 2 farklı kesite yer veriyor. Pet Sounds’un yaratım süreci ve Wilson’un ’80’lerde doktoru Eugene Landy’nin boyunduruğunda yaşadığı dönem. Bu iki dönemin seçimi doğru olsa da film boyunca bu iki dönemin arasını merak etmeden duramıyorsunuz. Wilson’un nasıl akıl sağlığını yitirdiğini ve Landy’nin eline nasıl düştüğünü merak ediyorsunuz. Kısaca bu yapım normal film formatı yerine mesela 1’er saatlik 3 bölümden oluşan bir seri olsa belki o zamanları da anlatma şansı da olacaktı.

Filmi iyi yapan noktalara gelirsek. Bir kere afişinde Paul Dano'nun adını gördüğüm her filmi izleme eğilimindeyim. 31 yaşındaki oyuncu son 10 yılda çok az kötü film yaptı ve “garip” bulabileceğiniz tipine rağmen çok farklı karakterlere beklenmedik bakış açıları getirmekte usta. Sadece Brian Wilson’ın gençliğini andırması değil bu filmde yer almasının sebebi. Zaten öyle olsa John Cusack'in Wilson'a hiç benzemediğini ama gene de doğru seçim olduğunu görebiliyoruz. High Fidelity’den beri derin sempati duyduğumuz bu aktörün çok iyi iş çıkardığını söylemek lazım. Elizabeth Banks’in de ana karakterlerden biri olarak hiç sırıtmadığını da belirtelim. Diğer kadroya gelince Wilson’ın babası dışındaki karakterlerde biraz fazla “yancı” olma durumu var. Bu da belki yukarıda değindiğimiz zaman eksikliğindendir. Özellikle Paul Giamatti’nin Eugene Landy’si çok karikatürize. Bu alanlarda Pohlad’ın tecrübesizliğinden bahsedebiliriz.

Filmin belki de en iyi yanı müzikleri. Bu zor işi üstlenen Atticus Ross filmin yıldızlarından biri. Kariyerinde özellikle Trent Reznor ile çalışmalarından (The Social Network’a yaptıkları müziklerle Oscar bile kazanmışlardı. David Fincher'ın kadrolu müzisyenleri olma yolundalar) tanıdığımız Ross, Wilson müziklerinden yaptığı kolajlarla Wilson’un akıl sağlığı ve sağırlık dertlerini bizlere çok iyi yansıtıyor. Filmin tüm orijinal soundtrack’ini bir The Beach Boys remix albümü gibi düşünebiliriz. Zaten filmi standart bir müzisyen biopik’i olmaktan kurtaran da bu sanırım. Ayrıca filmdeki kayıt sahnelerinin de Pet Sounds'un kaydedildiği stüdyoda çekilmesi ve filmin Godard'ın Rolling Stones'lu filmi Sympathy For The Devil'ini hatırlatan "360 derece pan" sahnesi de güzel ayrıntılar.

Love & Mercy kaliteli bir yapım. Brian Wilson ve The Beach Boys'un müziklerine aşina olmasanız bile hem Dano, Cusack ve Banks'in iyi oyunculukları hem de müzikleriyle bu sıradışı dahinin sıradışı hayatına konuk olmak ilginç bir deneyim olacaktır.

Filmin fragmanı:

1976’dan “dürüst” bir Brian Wilson röportajı:

Filmi izlerken aklıma gelmesine engel olamadığım ve hayatımda seyrettiğim en komik filmlerden biri olan Walk Hard’dan Brian Wilson’a gönderme sahneleri:

Utkan Çınar / 18.09.2015

 



GERİ