karga awdio

Yorum: Blur

Albarn-Coxon ortaklığının 16 yıl sonra sağlam geri dönüşü

Şu anda 25 yaşında olan birine Blur’ü nasıl anlatırız? “Evladım bunlar Londralı zengin çocuklarıydı. ‘90’larda, Cool Britannia döneminde Syd Barrett-meets-Madchester ekseninde müzik yapıp Manchester’lı işçi çocuklarıyla rekabet ettiler. İngiltere’de 5 tane 1 numara albümleri oldu ama Amerika’da hiç popüler olamadılar. Çok iyi bir gitaristleri vardı, ama huysuz ve alkole düşkündü. Sonra vokalistleri gidip çok satan bir karikatür grubu kurdu. Amerika’yı fethetti ama solo albümleri biraz zayıftı. Tony Allen’la çalıştı, Afrika’lara gitti, Bobby Womack’e giderayak büyük kıyak yaptı. 16 yıldır beraber bir şey yayınlamamışlardı. Şimdi dinlediğiniz bu albümü uzun zamandır bekleyen birçok hayranları vardı...” gibi mi?

Olay bu kadar basit olabilir aslında. 1999’da, Coxon-Albarn birlikteliğinin son ürünü olan 13’te Blur, Britpop klişelerinden kurtulmaya çalışmış ve kanımca en iyi albümlerini yapmışlardı. Düşman kardeşleri Oasis kendini tekrara başlayıp karanlıkta kaybolurken Blur yeni yüzyılın yeni soluklarına önderlik edecek bir grup olacaktı. Ama olmadı. Graham Coxon mutlu değildi ve birçok hayranını üzerek solo kariyerine başladı. (Ne kadar şarkı söyleyemese de Coxon’ın solo albümleri de gayet güzellerdir aslında.) Damon Albarn’u ise anlatmaya pek gerek yok. Her şeyi bir yana bıraktım Bobby Womack’in veda albümünü kotararak bile tarihe adını yazdırmış çok yetenekli ve ilerici bir fikir adamı.

Grubun 12 yıldan sonra yayınladığı (Aslında 16 yıl demeli. 2003’teki Think Tank albümü gerçek Blur olarak anmak zor.) The Magic Whip’in gelişini bayağıdır bekliyorduk. Sürpriz olmadı yani. 2009’da yeniden biraraya gelen orijinal ekip canlı performanslar vermiş, albüm dedikodularının ardı arkası kesilmemişti. Ama Albarn meşgul bir adamdı ve The Magic Whip için uzun zaman beklemek zorunda kaldık. Zaten sonunda da Coxon ve uzun süreli prodüktörleri Stephen Street’in özel ilgisiyle tamamlanabilmiş bir albüm. Bu da albümün 13 öncesi, The Great Escape, Parklife ve Blur dönemi sound'larını daha çok hatırlatan şekilde başlamasını açıklıyor. Albarn’un arayışlarının değil Coxon’un özgün Blur sound’una hâlâ çok iyi bilmesinin bir ürünü belki de. Albüm ilerledikçe sakinliğe kavuşuyor ve en iyi şarkılarını da o zaman duymaya başlıyoruz. Artık 50’lerine merdiven dayayan Coxon ve Albarn’ın 20 yıl önceki enerjilerini tekrar etmelerini beklemek abes. Onlar da böyle bir çabaya girmeyerek doğrusunu yapmışlar. Bu da onların dürüst sanatçılıklarını kanıtlayan bir tavır. Büyük çoğunluğu Hong Kong’da kotarılan albümde Graham Coxon’un gitarcılığı üst düzeyde. Albarn kaynaklı olduğunu tahmin edebileceğimiz elektronik dokunuşlar ise yerli yerinde. Elbow ve Wild Beasts gibi son yılların en güçlü İngiliz gruplarının kalitesinde. Kapanıştaki "Mirrorball" da bu yeni ve olgun Blur'ün zafer anı.

Gorillaz’ı bir yana koyarsak, Damon Albarn’ın solo çalışmaları buradaki güce hiçbir zaman ulaşamadı. Onun Coxon’a ihtiyacı var. Ve kendilerini tekrar etmek yerine kaldıkları yerden devam etme cesaretini gösterebilmeleri onların kariyerlerine The Magic Whip gibi gayet iyi bir albüm kazandırdı. “Song 2”, “Beetlebum”, “Coffee & TV” gibi bir hit yok belki albümde ama gene de çok iyi işlenmiş bir çalışma. Tarihin de en iyi geri dönüş albümlerinden biri olarak anabileceğiz. Umarım bundan sonra 2. Blur safhasının devamı olur ve bu Lennon-McCartney, Jagger-Richards seviyesindeki Albarn-Coxon dehasının ürünlerini daha sık duyabiliriz.

There Are Too Many Of Us” videosu:

Later…’dan canlı “My Terracota Heart”:

Thought I Was a Spaceman”:

Utkan Çınar / 02.05.2015



GERİ