karga awdio

#KargaPazarSineması No: 13

Haydi hep beraber huzurumuzu kaçıralım...

Şu aydınlık pazar günü, güneş çekilip gök grileşmeye başladığında evinize varıp, içecek ve abur cuburlarınızı ayarlayıp, koltukta ya da yerde şöyle bir uzanın. Size pazar huzurunuzu kaçıracak iki film önereceğim. Huzurunuz kaçsın ki "Ne güzel gün geçirdim, şu hayatta neler oluyor cicim..." gibi bir düşünce ile mutluluk içinde pazartesi gününe uyanın. 

Yetmişler sonu sinemasının her nedense farklı bir çekiciliği var. Müzikler, gittikçe pastelleşen ama aynı zamanda bir o kadar da donuk durabilen renkler, farklı kamera hareketleri, bambaşka bir oyunculuk deneyimi ve her filmde biraz daha kendini belli eden izolasyon. Bu etkiyi seksenlerin başında da hissedebiliyoruz. Tıpkı bahsedeceğim iki yapımda olduğu gibi dönemin gerilim filmlerinin grafik şiddete değil ürkütmeye dayalı korku yapısı, izlediğimiz işleri daha da etkileyici hale getiriyor. Ortalıkta galonlar dolusu kan boşalmıyor ve de uzuv-organlar geçiş töreni yapmıyor. Sadece hayattan en mühim beklentimiz olan huzuru kaçırmak için neredeyse Lovecraft tarzı bir gerginlik yaratılıyor.

Şimdiden uyarayım, korku ve gerilim filmlerinden sınırsız aksiyon, efekt, az drama ve orantısız şiddet beklentisi olanların bu iki filmden sıkılma ihtimalleri çok büyük. 

The Changeling

Yıllarca babamın takıntısı nedeni ile George C. Scott'ı askeri lojmanlara bayraklı aracı ile gidip gelen paşa amca gibi düşündüm. Her ne kadar hiçbir paşa bizlerle samimi olmasa da General Patton ağzında purosu ile kantinden bize çukulu bir şeyler alacakmış gibi duruyordu. Sonra sonra farkına vardım ki George C. Scott emekli asker değil bildiğin aktörmüş. Hem de öyle böyle değil.

İşte bu tatlı adamı sevmemi sağlayan filmlerden biri The Changeling (1980) tam da yukarıda bahsettiğimiz zamane hissiyatını yaşatıyor. 

Müzik profesörü John Russel beklenmedik bir günde ve şekilde ailesini kaybeder. Sonrasında yaşadığı uzun süreli mutsuzluktan sonra çalışmalarını sürdürmek ve yeni bir başlangıç yapmak için arkadaşlarının tavsiyesi ile başka bir yere taşınır. Burada hem ders verecek hem de yeni besteleri için çalışmalar yapacaktır. Kısa sürede kendisine gösterilen tarihi devsal eve taşınır. Çokça odalı ve neredeyse yaşıyormuşcasına ayakta duran bu bina büyüklüğü her ne kadar profesör Russel'ı bile şaşırtsa da, piyanosu için en uygun yer olduğu da aşikardır. 

John Russel eve taşınır ve ardından ev içinde sakladığı sırları yavaş yavaş kusmaya başlar. Russel'ı sıkıştıran geçmişin ruhları aynı zamanda sakin şehrin huzurlu ortamında saklanan çürükleri de ortaya çıkartmaya başlar. Bundan daha ilerisi her zamanki gibi spoiler'a girdiğinden daha fazla anlatmayayım.

The Changeling, Carnivale ve The Wire gibi bir çok dizide yönetmen olarak görev almış, daha çok televizyona iş yapmış olan Peter Medak'ın filmi. Macar asıllı yönetmen filmde "hesap soran, sorduran ve kendine elçi seçen hayalet" tarifinin tüm klişelerini kullanmış. Bugüne kadar seyrettiğiniz hayalet filmleri içinde çok özel ve yeni bir şey verdiği söylenemez ama bu durumun yapımı daha kötü değil daha çekici hale getirdiğini kabul etmek lazım. Büyük ve tekinsiz evden korkarken, kaçtığınız "dışarı"da çok temiz çıkmıyor. Daha kötüsü dışarıdan kaçmak için gideceğimiz içerisi de bir o kadar güvensiz...

The Entity

Barbara Hershey'i bilir misiniz? Passion, Falling Down, Hannah & Her Sisters gibi bir çok filmde rol almış, hep gördüğümüz, bildiğimiz ama hatırlayamadığımız aktristlerdendir kendisi. Elili yılların sonlarında ilk uzun metrajını çeken Sidney J. Furie'nin oldukça karışık filmografisinde bambaşka bir yerde duran The Entity belki de bu yüzden beni çok etkiledi.  Oyuncuyu ve onun yeteneklerini temeline oturtan film tüm o egoyu pohpohlama ihtimaline rağmen karaktere odaklanmanızı sağlıyor. Bu da sanırım Hershey'in yeteneğine ve kadın oyunculuğunun samimiyetine dayanıyor.

Bekar ve çocuklu bir kadın olan Carla Moran rutin ve sakin  hayatına devam etmektedir. Bir yandan hayat, geçinme vs gibi şeyler ile uğraşırken başka bir taraftan da bekar anne olmanın baskılarını yaşamaktadır. Carla bir akşam yatağında tek başına olmadığını anlayacaktır. Ancak göremediği partneri yapacağı hiçbir şey için Carla'nın rızasını almaya çalışmayacaktır. Taciz, tecavüz ve şiddet bu kadının hayatına neredeyse çıkmamak üzere demir atacaktır. Üstelik sadece ona değil çocuklarına ve eve girip ona yardımcı olmaya çalışan herkese zarar vererek.

Tıpkı Changeling'de olduğu gibi The Entity'de "evde gerçekten güvende misin?" sorusunun üstünden geçiyor. Daha da kötüsü varlıktan kurtulmak için dışarı kaçan Carla bir süre sonra kötülüğü ne duvarların içine ne de açık alana hapsedemeyeceğini anlıyor. Bu nefret ve güvensizliğin, saf kötülüğün ve cinsel baskının karışımından oluşan bir gerilim hikayesi. Tüm özgürlüğüne rağmen ilk tecavüzünü ne çocuklarına ne de sevgilisine anlatabilen bir kadının hikayesi.

İşin kötü yanı bu hikayenin gerçek bir olaydan alıntılanmış olması. Carla Moran bir çok doğaüstü-parapsikolojik araştırmaya malzeme çıkartmış bir kadın. Belki gerçekten tarif edilemez bir varlık ya da dengesizce çalışan bir beynin kötü sonuçlanan oyunları. Ne olursa olsun bir kadının yaşadığı eziyetin yansımalarını izleyeceksiniz. Önemli olan da o acıyı anlayabilmek, o acıyı gerçekten yaşayanlar ile bağ kurabilmek.

Sevgiler...

Pazar sineması seçkisindeki filmleri iyi veya kötü olarak damgalamak izleyiciye kalmış. Burada amaç filmi övmek veya yermek değil özellikle belli bir neslin yabancısı olmadığı Pazar sineması kuşağı duygusunu yakalamak. Tarzı, ülkesi veya yapım yılı ne olursa olsun izlencesi keyifli, ulaşılması kolay tatil filmleri seçmeye çalışacağız.

Murat Mrt Seçkin - Mart 2015

#KargaPazarSineması 



GERİ