karga awdio

#KargaPazarSineması No:11

Moral bozucu cinayetler, can sıkıcı resmi ilişkiler, çamura batmış bir şehir...

Pazar sineması serimizi bundan sonra cumartesileri yayınlayalım dedik. Hani çok merak edersiniz de bir gün önceden hazırlarsınız her şeyinizi diye.

Pazar sineması seçkisindeki filmleri iyi veya kötü olarak damgalamak izleyiciye kalmış. Burada amaç filmi övmek veya yermek değil özellikle belli bir neslin yabancısı olmadığı Pazar sineması kuşağı duygusunu yakalamak. Tarzı, ülkesi veya yapım yılı ne olursa olsun izlencesi keyifli, ulaşılması kolay tatil filmleri seçmeye çalışacağız.

Bu hafta The Damned United olarak filme aktarılan kitabın yazarı olarak da tanıyabileceğiniz David Peace’in Red Riding Quartet isimli romanından uyarlanan sürükleyici ve etkileyici bir üçleme ile tüm tatil gününüzü öldürebileceğiniz bir kısa tavsiye yazısı okuyacaksınız.

Red Riding Trilogy: In The Year Of Our Lord 1974-1980-1983

Tecavüz, darp, işkence, cinayet, çocuk istismarı... Altmışlı yılların sonlarından itibaren İngiltere Yorkshire’da meydana gelen bir dizi cinayet ile başlayan olaylar zinciri. İlk filmden itibaren cinayetleri çözmek için kendini olayların içine atan gazeteci, avukat ve müfettişlerin karşısına çıkan beklenmedik dosyalar.

Acımasız cinayetleri anlamak ve faillerini bulmak isteyen karakterlerimiz bir süre sonra işin içinde gittikçe daha çok yozlaşan ve çeteleşen polis teşkilatını bulur. İşçi Partisi’nin  Muhafazakar Parti’yi beklenmedik şekilde ezip geçtiği, Birleşik Krallık’ta ümitlerin az da olsa yeşerdiği bir dönemde memleketteki kriminal manzara, belki de bu güçlü ülkenin karanlık politik geleceğinin bir ön izlemesiydi. Giderek daha derinleşen sosyal farklar ve karşı cephenin özellikle “İşçi Partisi Çalışmıyor” tarzı propagandaları ile Muhafazakar Parti, Margaret Teatcher başkanlığında tekrar hakimiyeti eline alır. Tıpkı bizim hem ekonomik anlamda hem de bireysel özgürlükler anlamında özellikle yetmişler sonundan itibaren yaşadığımız şuursuz, bencil ve halktan uzak, otoriter siyaset anlayışının aynısı oldukça sert bir şekilde İngiltere’yi kaplar.

Böyle bir atmosferde hem tarifi zor cinayetler serisi ile uğraşan hem de kokuşmuş emniyet biriminin ve devlet otoritesinin yöneticilerinin bağlantılı olduğu olayları açığa çıkarmaya çalışmak üçlemeyi bambaşka bir gerilim hattına taşıyor.

Yapımın üç bölümünü de ayrı yönetmenin çekmesine rağmen görsel, kurgu ve hikâye anlamında birbirinden hiçbir şekilde kopuk olmaması, bütünlüğü ayrıca göz dolduruyor. Bunun dışında Sean Bean, Mark Addy, Paddy Considine, Sean Harris, Peter Mullan, Rebecca Hall gibi uzayıp giden can yakıcı bir oyuncu listesi ile karşımıza çıkıyor.

Red Riding Trilogy, bana göre arka arkaya izlemek için kendinizi tutamayacağınız, olaylar dizisi ile sabrınızı zorlayacak bir üçleme. Battaniyenizi ve abur cuburunuzu hazır edin ama unutmayın, hareketli cumartesinizden geriye kalan tüm hayat ışığını söndürme ihtimali de yok değil.  

 

Murat Mrt Seçkin – Şubat 2015

#KargaPazarSineması 



GERİ