karga awdio

#KargaPazarSineması 09

En sevdiğimiz dostumuz, köpekler...mi?

Bu haftanın hepimize tattırdığı (anlaşıldığı kadarıyla uzunca süre tattırmaya devam edeceği) mutsuzluk, asabiyet ve can sıkıntısı çorbası nedeniyle olsa gerek, bu hafta sonu tanıdığım herkes kendini dağıttı. Doğal olarak pazar günü uyanışları da oldukça geç saatlere kaldı. O sebepten bu hafta sabah akşam filmleri ayrımı yapmadan konuya girelim dedik. 

Sizler için iki adet hayvansever filmimiz mevcut. 

Baxter

Son birkaç yıldır sokaklarda sahiplerinin kasılarak gezdirdiği dövüş köpekleri görüyoruz. Birçok veteriner dövüş köpeği tanımını kabul etmiyor. Normal şartlarda içgüdüsel olarak kendini savunan bu güzeller, sahiplerinin elinde canavara dönüşüyor. Bu fikre sonuna kadar katılıyoruz. İlk filmimiz bu konuda türdeşleri ile çok çekmiş bir dostumuz olan Bull Terrier Baxter'ı anlatıyor. Daha doğrusu kendisi bize anlatıyor.

Baxter yetim hayatına yeni bir pencere açmak üzere yaşlı bir hanımın evine hediye olarak gider. Daha çok küçükken bile insan davranışları ile ilgili sıkıntıları olan dostumuz dokunulmaktan, cinsellikten, aile kavramından, düzensizlikten hiç hoşlanmayan, oldukça can sıkıcı bir disiplin ile yaşamayı kafaya koymuştur. Başlangıçta ondan nefret eden kadın zamanla neredeyse cinsel bir dürtü ile dostumuz ile yakınlaşmaya başlar. Hikâyeyi kendi dilinden, gözünden anlatan Baxter için insanın bu hiç çekilmez halleri de onu kurtuluş planlarına iter. Böylece sevgili arkadaşımızın evden eve geçen hikâyesi başlar.

Diğer benzerleri gibi savunma yöntemi olarak hırlama veya havlamayı değil daha profesyonellik gerektiren, planlanmış cinayetleri tercih eden Baxter aslında bir köpekten, çok sokakta her yerde dolaşan ve ara ara bizim de içimize giren o sosyopat kişiliğin yalın bir aynasıdır. Baxter katlanılmaz bir dünyayı dayanılır hale getirmenin en doğru yolunun yok etme olduğuna karar vermiştir. Onun için gereksiz, çirkin, kokuşmuş, yaşlı, genç can sıkan ne varsa yok etmek en faydalı çözüm. 

John Waters'ın da favorilerinden olan bu filmi izlemediyseniz kaçırmayın.

Baxter  // Jérôme Boivin // 1989 // Fransa  // 82'

Cujo

Çok sevgili, ton ton mu ton ton dostlarımızdandır ST. Bernard'lar. Hele ki boynunda konyak taşıyanları -ki bazılarının Jagger taşıdığı iddia edilir- bizlerin en sevdiği arkadaşları olabilir. 

Genç çiftimiz kırıldı kırılacak durumdaki ilişkilerini sırf çocukları için zoraki olsa da toparlamaya çalışmaktadırlar. Bu süre içerisinde oğulları da ebeveynlerinin keyifsiz halinden etkilenip kabuslar görür. Tüm bu mutsuz ortamda bir araba problemi sayesinde karşılarına Cujo çıkar.

Evin dengelerini değiştiren Cujo, doğal olarak ailenin sadık bir üyesi haline gelir. Tüm bunlar çirkin (bence şirin) bir yarasanın bu güzel köpeğe musallat olması ile değişecektir.

Stephen King'in aynı adlı romanından uyarlanan ve her nasılsa kendisinden uyarlanan tüm filmlerde olduğu gibi bir süre sonra kitaptan kopan bu yapım genellikle hayranları tarafından dışlanmıştır. Oysa ki tam da seksenlerin o kendine has havasını yakalamış keyifli bir seyirliktir. Yazarın her zaman gözümüze sokmaktan keyif aldığı "hiçbir zaman güvende değilsin" tavrı filmde sonuna kadar korunmuş. 

Genellikle durumdan ders çıkartmaktan çok ürkütmeye yarayan bu filmleri izlerken aslında içten içe kafamıza bir şeylerin sokulduğunu da düşünüyorum. Hayvan severken veya evcilleştirmek gibi tuhaf amaçlar güderken karşımızdakini bir canlı olmaktan çıkarıp, nefes alan ve istediğimizi yapmak zorunda kalan eşyalara çevirdiğimizi hatırlatıyor. 

Cujo // Lewis Teagu //  1983 // A.B.D. // 93'

Murat Mrt Seçkin / Ekim 2014

#KargaPazarSineması 



GERİ